17 Mayıs 2012, Perşembe


AVRUPA LİGLERİ

Cem Dizdar Dizdarcdizdar@milliyet.com.tr Tüm Yazıları 30 Eylül Perşembe 2010

‘Hakem doğrama’ sanatçıları!

Memleket insanı, gerici televizyon şovmenlerinin ve bir zamanlar aynı işi yapan şimdinin 'köşe yazarı' hakemlerinin hakem 'eksiltmelerini' izleye, okuya geçirdi yılları. 29 harfin sırasını bilmeyenleri, sırf televizyona çıkıyorlar diye 'uzman' belledi insanlar. Oysa orada yapılan sadece bir 'şov'du ve gerçeklikle hiçbir ilgisi yoktu. 'Gerçeklik' öğrenmeyle ilgilidir, estetikle, eğlenceyle. Oysa 'şov', içi boş bir gösteridir. Anti-estetiktir, öğrenme karşıtıdır.
Roland Barthes'ın "Amerika'da cinsel ilişki dışında her yerde cinsellikle karşılaşabilirsiniz" sözü misali, televizyondaki futbol programlarının çoğunda futbolun dışında her şeyle karşılaşabilirsiniz. İncir çekirdeğini doldurmayacak fikirleri dünyayı değiştirecek görüşlermiş edasında afralı tafralı anlatmalar, utanç verici bir cehaletle hiç sıkılmadan ağzına ilk geleni söyleme patavatsızlığı, herkese cahil muamelesi yapma ve 'eleştiri' kisvesiyle insanları aşağılama aymazlığı vs... Örnek isim arıyorsanız pazar, pazartesi geceleri birkaç kanalda gezinmeniz yeterli. "İyi, doğru ve samimi örnekler yok mu?" diyeceklere onları zaten her fırsatta övdüğümüzü hemen hatırlatalım.
Alın bu sıralarda övgüyü fazlasıyla hak eden bir örnek; Markus Merk.
Malum koro son olarak Kadıköy'deki, Fenerbahçe-Beşiktaş maçının ardından hakem Cüneyt Çakır'a demediğini bırakmamıştı hatırlarsanız. Ne hakemliği kalmıştı Çakır'ın, hani neredeyse adamlığı! Merk o gece, ufak tefek hataları olsa bile, ki kendisi de dahil her hakemin hepimiz kadar hata yapabileceğini belirterek, Çakır'ın çok iyi bir hakem olduğunu söylemişti. Tabii koro, sonra Merk'e de salladı durdu, biraz reyting, biraz 'bloklar arası bağlantı kopup kendi oyun alanları genişlemesin' diye... Öyle ya, 'iyi örnek önünde sonunda kötü örneği kovar...'
Sonuç... Koronun sesi kısıldı. Çakır, zor bir Şampiyonlar Ligi maçı yönetecek kadar 'yukarı çağırıldı!' Bu yazı yazıldığında Rubin Kazan-Barcelona maçı oynanmamıştı, ama ne gam... 'Çok bilenler'in ülkesinde Çakır ve diğer hakem arkadaşlarına verilen görev, maç bitimlerinde soğan doğrar gibi hakem doğrayanların utanıp, rotayı biraz doğrultmaları için bir vesile diyelim. Ama dileğimizin geleceği göstermesi bakımından kahve falını aşmayacağını da aklımızdan çıkarmayalım.

Sahi, kaç futbolcu şut atmayı biliyor?
Yaşamın birçok alanında olduğu gibi futbol da düşünce değil 'şöhret' sisteminden besleniyor. Oynasan da konuşsan da futbol insana kolay şöhret sağlıyor.
Ancak üzerine bu kadar rahat konuşabildiğimiz bir alanda bu kadar 'şöhretli'ye rağmen düşünce geliştirip, geliştiremediğimiz kimsenin tasası gibi de görünmüyor. Varsa yoksa maç bitince 'hakem kararı' tartışması, 'kritik dakikalar' üzerine sanki bir şey öğretiyormuş gibi yaparak saatlerce laf kalabalığı. Artık kim, hayata dair ne öğrenecekse bu akrobasiden!
Öte yandan 'memlekette şut atmayı becerebilen kaç futbolcu var' sorusu hâlâ yanıtını arıyor. Sahi kaç futbolcu var? Geçen gün düşündük gazetedeki arkadaşlarla 5 tane sayamadık. Benim liste Emre Belözoğlu, Mehmet Topuz ve Selçuk İnan'la sınırlı kaldı. Arda'yı da güçsüz vuruşlu bir 'yarı şutör' olarak sonradan ekledim listeye. Milli takımdaki Hamit Altıntop'u da 'Almanya'da yetişme' kategorisinden dahil ettim.
Futbolun ülkemizde hayli zevksiz oynandığı konusunda sanırım hemfikiriz. Bir haftası bir haftasını tutmuyor. Özellikle 'büyük takım'lara karşı ağırlıklı olarak -artık buna savunma değil 'içe kapanma' demek gerekiyor- geride kümelenip kontr atak bekleyen 'başaltı' ve 'küçük deste boy' takımlar oyunu zevkle izlenebilir bir oyun almaktan da çıkarıyor.
Belki, "Bütçemiz dar bizden bu kadar" diyecekler ama işte bu tam da 'şöhret' sisteminin dayattığı 'muhafazakar anlayış'a teslim olmak aynı zamanda. Oysa ihtiyacımız olan şey 'ilericilik...' Ve buna bağlı olarak futboldan ve hayattan zevk almak. Tamam, bu onlar için bir 'iş' olabilir neticede ama oyunu zevksizleştirerek aynı zamanda 'iş'lerinin de sonunu getiriyorlar.
Bu müdafaa çağında çocuklara şut atmanın inceliklerini öğretmek, kaleye uzaktan vurmanın zevkini tattırmak gerekiyor. Ceza sahası içindeki kalabalığın arasından geçecek Messiler bulamayabiliriz her daim ama, "Bu adamlar topa fena vuruyor, şut attırmayın" dedirtecek oyuncu yetiştirmek o kadar da zor değil. Bunun için gereken çalışmak, cesaret, kendine güven, yeni düşünceler ve şehvetli bir öğrenme arzusu... Böylece müdafaaları ceza sahası önüne çıkmaya zorlayarak, oyunu daha zevkli hale getirmek pekala mümkün...

Reklamlar & Kişisel Ürünler
 
©Copyright 2010