23 Mayıs 2012, Çarşamba


AVRUPA LİGLERİ

Atilla Gökçe Kritikagokce@milliyet.com.tr Tüm Yazıları 10 Mart Çarşamba 2010

Diyarbakırspor’u vermeyiz!

Telegol’de iki kulüp başkanı tartışırken acıklı bir komedinin tiradlarını dile getiriyorlar...
- Ben özür dilerim, sen de özür dile!
- Yapmışsam ben de özür dilerim, ama ben bir şey yapmadım!
Oynanmayan Diyarbakırspor - Bursaspor maçının artçıları bunlar.
Ne yazık ki hâlâ kulüplerarası bir çatışma olarak algılanıyor olaylar.
Haydi, herkesin bildiği, ama açıkça dillendirmek istemediğini burada açıkça yazalım:
PKK, Diyarbakırspor’u sistemden koparmak istiyor.
Onlara göre “Türk Hava Yolları da Diyarbakır’a uçmamalı... Hatta Dicle Üniversitesi yavaş yavaş fakültelerini kapatır, küçülür ve sonunda il dışına taşınırsa daha iyi olur. Sermaye ve sanayi de uğramamalı Diyarbakır’a... TRT stüdyolarını kapamalı. Güneydoğu’nun kültür zenginlikleri hiç ekrana gelmemeli... Ama AB, BM temsilcileriyle büyükelçiler sık sık Diyarbakır’a gelmeli.
Diyarbakır’ı Türkiye coğrafyasının kopuk bir parçası haline dönüştürmek için gereken her şey yapılmalı.”
Böyle istiyor ayrılıkçı güç, bölücü örgüt!
Diyarbakırspor da küme düşsün ki Turkcell Super Lig’in dışında kalsın Diyarbakırspor.
O maça gelene kadar olan biten her şey bahane!
Ortaya çıkan “kaos” şahane!
Geçen hafta sonu yaşananlar, tam anlamıyla sokak çatışmalarına, silahlı çarpışmalara dönüşebilecek bir büyük eylemin başlangıç aşamasıydı.
Neyse ki hâlâ akıllı insanlar var bu ülkede.
Diyarbakır Emniyet Müdürü gibi...
Hakemin verdiği “tatil” kararını hiç kimseye hissettirmeden, tereyağından kıl çeker gibi bir operasyonla olayların stat dışına taşmasını engelledi. Yaralı yardımcı hakem Kemal Yılmaz ve Diyarbakırlı meslektaşımız Mehmet Kayahan’a yeni yaralıların, Tanrı korusun ölülerin eklenebileceği bir kurban listesinin oluşumuna bütün kapıları kapadı. Herkes evine döndü.
Böylesine stratejik bir eylemi Diyarbakırspor-Bursa çatışmasına indirgeyip futbol alanından çözümler aramak o derinliği görmezden gelmek, büyük fotoğrafı yok saymak demektir.
Şimdi bu fesat bölme ayrışma stratejisine teslim olmamak, gaza gelmemek gerekiyor.
Diyarbakırspor’a her zamandan daha çok sahip çıkmak, desteklemek, kaçınılmaz oluyor.
Diyarbakır Türkiye’dir... Türkiye Diyarbakır’dır..
Diyarbakırspor da bizimdir.
Kimseye teslim etmeyiz. Vermeyiz!

Fenerbahçe’nin ruhu!
Lig Radyo’da Uğur Meleke’nin “Taktik Maktik” programını dinliyorum.
Mehmet Ayan’la Uğur, spekülasyonların, polemiklerin kulüpçü tartışmaların dışında “Joga Bonito”yu, güzel oyunu konuşuyorlar.
Uğur Meleke, Emre Belözoğlu’na getiriyor sözü. Onunla ilgili bir anekdot aktarıyor (bunu kendi yazmalı)... Emre’nin son haftalarda ortaya koyduğu performansı övgüyle dile getiriyorlar.
O spontane gelişen söyleşide Mehmet’in ağzından çıkan sözcükler çok önemli :
Yıllar önce Tuncay Şanlı için dile getirdiğim bu unvan, şimdi kendiliğinden, gayet doğal biçimde Emre’ye layık görülüyor.
Gerçekten, dikkatli baktığınızda Emre’nin her şeyini formasını giydiği takıma adadığını görüyorsunuz. Enerjisinin ve yeteneklerinin sınırlarını zorluyor. Takımı geriye düştüğünde ya da sıkıntıya girdiğinde öfke ve kararlılıkla duruma el koyuyor... Tabloyu değiştirmek için adeta isyan ediyor.
Tam anlamıyla lider kimliği.
Mehmet Ayan’ın tesbiti çok doğru...
Evet, Emre Fenerbahçe’nin ruhu!

Hakem, hakem, hakem!
Azerbaycan’dan mail atan okurum Shahin Jafarlı, Eskişehirsporlu Koray Arslan’ın ellerini kullandığı (!) maçta iki gol atarak “günün adamı” olmasını yadırgıyor. Hele onu bu başarısından dolayı “Aferin O’na!” diyerek övmeme tümüyle karşı çıkıyor.
Olabilir, saygı duyarım.
Ama şu bilinmeli ki ben hakem yazarı değilim. Bu işi yapan hocalar var. Örneğin, bizim Milliyet’te Metin Tokat, her maçta her hakemi gözlem altında tutup verdiği  vermediği kararlarla eleştiriyor.
Ben oynanan oyuna, oyunun ruhuna bakıyorum. Çok gerekli görmediğim hallerde bu tür ayrıntılara takılmıyorum.
Benim için maçın en önemli hareketi, Koray’ın ikinci golden önce rakibinin arkasından gelip topu çalmasıdır. Böyle bir zeka ve cesaret örneğinin milli maçlarda da sergilenmesini dilerim.
Öte yandan Fenerbahçe Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu’nun da kazandıkları maçtan sonra yine hakem hatalarını dile getiren, Özdemir’in “düşman” söylemini yumuşatan demecini de gereksiz buluyorum.
Şu hakemleri biraz rahat bırakmanın, araya bir mesafe koymanın, futbolu sadece hakem ve kararlarından ibaret bir çatışma aracı olmaktan çıkarmanın yolunu denesek, nasıl olur?
Ne dersiniz?

Reklamlar & Kişisel Ürünler
©Copyright 2010