TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, 3 Temmuz’da kucağına düşen bombayla futbol sahnesindeki en masum aktör.
Hiç kimseyi, hiçbir kararıyla mutlu edemiyor.
Dahası, kendi ekibine de güvenemiyor. TFF Yönetim Kurulu, kulüplerle yapılan uzlaşma sonucunda oluştuğu için, çoğunlukla kulüp aidiyeti taşıyan, kulüpleriyle organik bağları olan üyelerden oluşuyor.
O nedenle işte, Başkan geçen hafta eleştirel baktığım bir karar alıyor: Şike ve teşvik dosyalarıyla ilgili kararları yönetim kurulunun değil, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun almasına karar veriyor.
TFF Yönetim Kurulu sportif anlamda “siyasal” bir organ... Alacağı kararların popülist ya da siyasal etkiler altında alınma olasılığı var.
Böyle bir olasılıktan kurtulmak için Başkan, PFDK’yı yetkili kılıyor.
PFDK hukukçulardan kurulu... Kararı verecek olanlar sportif siyasetçiler değil, uzmanlar! Hangi karar alınırsa alınsın, Tahkim Kurulu’na itiraz edilecek, biliyoruz. Orada da kararı hukukçu uzmanlar verecek.
Böyle bakınca Başkan’ın pek de yanlış karar vermediğini, kendi erkinden popülist kaygılarla vazgeçmediğini düşünebiliriz.
Dedik ya, kimseye yaranamıyor Başkan...
Kulüpler bir yanda... UEFA bir yanda...
UEFA demişken...
Michel Platini’nin, Türkiye ile soğuyan ilişkilerini biraz ısıtma eğiliminde olduğu, Mart ayında yapılacak kongrede bir konuşma yaparak Avrupa Futbol Şampiyonası için “Türkiye 2020” mesajı vereceği, böylece öteki olası adayların yolunu keserken kırılmış kalbimizi de yeniden kazanacağı söyleniyor.
Stratejik anlamda ilginç bir durum... Böyle olursa futbolumuz adına sevinebiliriz belki... Ama Türkiye’nin bir de “İstanbul 2020” olimpiyat adaylığı var. Futbolda başka adayların önüne geçerken olimpiyat yolundan çıkmış olmayacak mıyız?
UEFA’nın ilgisi bu kadarla da sınırlı değil. Örneğin, 26 Ocak’taki TFF olağanüstü genel kuruluna UEFA’nın özel bir gözlemci göndereceği de söyleniyor. Ne alaka? Yatılı mektebe, mubassır mı atanıyor?
Mehmet Ali Aydınlar’ın yorgunluğunu, kimseyi memnun edememiş halini ve sık sık istifayı göze alarak teslimiyetsiz duruşunu görenler, alışık olmadıkları bu başkanı değiştirmek üzere ince ayar taktiklere yöneliyorlar. Duyduğuma göre, ezberlerindeki isim UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik!
Erzik’in böyle bir senaryoya bakışı nedir, bilmiyorum. O oyunda rol alır mı, almaz mı? Mutlaka bir açıklaması olacaktır, bekliyorum.
Şimdi akıllara şu soru gelebilir : TFF’nin temiz, dürüst ve güvenilir bir başkanı olduğuna göre, niye değişsin ki!
Sorunun yanıtı şu olamaz mı acaba : Aydınlar alışılmış bir başkan tipi değil, zor adam... Örneğin geçen yıl TV yayın haklarına mahsuben Fenerbahçe’ye 51 milyon, Beşiktaş’a 38 milyon TL verilmiş. Sezon bitince heaplar kapatılmış. Ama bu yıl, Aydınlar tüm kulüplere 500’er bin TL avans vermiş ve faizsiz kredi sürecini sonlandırmış.
26 Ocak’taki olağanüstü kongrede adı konmasa da sadece 58. madde konuşulmayacak... Kulüplerle başkan karşı karşıya gelecek.
Ya yeni bir karar alarak başkanı değiştirecekler, ya da kendileri değişecek!
O ağlar neredeydi ?
Aslı Nemutlu, taze bir fidandı. Henüz 18 yaşında, genç kayakçıydı. Erzurum Konaklı’da Kayak Milli Takımı seçmeleri için antrenman yaparken takla attı kayağı ayağından çıktı ve boynu kırılarak öldü.
Bu ölüme, kar tutması için pistin kenarına konulmuş kazıklı tahta perdelerin neden olduğu, o perdelerin önüne konması gereken bariyer ve plastik ağların bulunmadığı ileri sürülüyor.
Şimdi buradan şu soruyu soruyorum:
2011 Kış Üniversiad’ı için kayak federasyonuna 12 milyon liralık malzeme yardımı yapıldı. O malzemeler arasında koruyucu ağlar da vardı.
Aslı’nın antrenmanında kullanılması gereken o ağlar neredeydi?
Özel bir yarış organizasyonu için Erzurum dışında başka bir yere gönderilmiş, orada kullanılmış olabilir mi ?
Eğer öyle ise, ihmalin de ötesinde cinayettir Aslı’nın ölümü.
Hesabı sorulmalıdır.
Örsel’in meleği: Göksu Üçtaş
Cimnastik Federasyonu Başkanı sevgili dostum Atilla Örsel aradı:
“-Kızımız Göksu’yu Londra’ya götürüyorum. Bundan daha büyük saadet var mı?”
Mutluydu. 8 yaşında cimnastiğe başlayan Göksu, Bolu’da antrenörü Mergül Güler’in çabalarıyla nihayet 21 yaşında baraj müsabakalarını aşmış ve 35 yarışçı arasında 23. sırayı alarak Londra Olimpiyat Oyunları’na katılma hakkı elde etmişti. Cimnastikte bir ilk... Dileyelim, devamı da gelsin!
Sırası gelmişken... Atilla Örsel, Uluslararası Cimnastik Federasyonu FIG’in yönetim kurulu üyesi... Londra Olimpiyatları’nda cimnastik ve trambolin müsabakalarının patronajı kendisine verildi. Dahası, 2014 Ritmik Cimnastik Dünya Şampiyonası’nı da İzmir’e getirdi. 1984’den beri örnek bir adanmışlıkla hizmet ediyor. “Kimseden para istemiyoruz. Sponsorlarımız var. Tesislerimiz de gece gündüz dolu. Yaptığımız işleri takdir etsinler, yeter!” diyor.
Bu arada Mergül Hoca’yı da yürekten kutluyorum. Anne - babası ayrılmış Göksu’ya anne şefkatiyle yaklaşıp onunla birlikte yurtta kaldığı ve bir başka adanmışlık öyküsü yazdığı için!
Lefter Abi “Kefal” ve “Rıdvan” dedi
Lefter Küçükandonyadis’in cenaze töreni, içimizdeki sevginin gücünü gösterdi bize... Renklerin kardeşliğini anımsattı. Ruhumuzdaki kiri ve pası söktü, temizledi.
Neredeyse otuz yıl oluyor. Bir konuda Lefter Abi’yi eleştirmiş, kalbini kırmıştım. Sonraki her karşılaşmamızda gönlünü almaya niyetlendim, fırsat vermedi. Sanki hiç yaşanmamış gibi o olaydan söz etmedi. Aksine beni bağışladığını ve unuttuğunu gösterircesine sevgi ve dostlukla sarıldı bana. Günün birinde Saraçoğlu’nda maç izlerken sordum: “Abi hanginiz 1 numarasınız ? Sen mi Fikret Arıcan mı ?” Uzun yıllar Türk futbolunun en büyük tartışması buydu.
“-Bak benim işim gol atmak, gol pası vermek. Adresim kale... Ama Kefal (Fikret Arıcan) hepsini yaptı. Gol attı,kanatta oynadı, içeri geçti, beke soyundu... O zaman kimsenin bilmediği liberoyu bile belki de o oynadı. Kaleci hariç her yer! O yüzden 1 numara Kefal’dır be!”
Ya sonrakiler ? En çok kimi beğenirdi Lefter Abi?
O soruya da “Rıdvan!Rıdvan,Rıdvan!” demişti, “ Bazen sırf onu seyretmek için maça koşuyorum!”