O’nun sağlığı her şeyden daha önemli... Mustafa Denizli, stent operasyonundan sonra dinlenmeyi kısa kesip görevinin başına döndü, takımını maça hazırladı. Gaziantep Kamil Ocak Stadı’ndaki maçta ekrana gelen yüzü belli bir yorgunluğu taşıyordu. Buna rağmen karizmayı çizdirmedi. Kulübede oturmayı aklına bile getirmeden her maçta olduğu gibi maçı ayakta izleme alışkanlığını sürdürdü.
Peki ya Beşiktaş’ın durumu?
Onlar, hocalarından daha yorgun görünüyordu. Hem fizik, hem de mental bakımdan... Maçı düşük tempoyla oynamak, anlaşılan o ki işlerine geliyordu. Topla buluştuklarında da, topsuz oyunda da hiç hızlanamadılar. Adam eksiltip topu ileri taşıyamadılar. Kanatlardan oynamakta isteksiz ve etkisizdiler. Sol kanatta Üzülmez-Köybaşı bir şeyler yapmaya çalıştı ama, yine de etkin bir pozisyon izleyemedik. Öte yandan Holosko da Bobo ile o kadar yakın ve dip dibe oynuyordu ki sağ kanatta Ekrem tek adam olarak en sıkıntılı maçlarından birini yaşıyordu. Ekrem’in Olcan’ı kaçırışında, devamında Julio Sezar’ın golünde bu yalnızlığın etkisini gördük.
Çerçeveyi bulan tek şut, tek korner atmadan ilk 45’i tamamladılar.
Gaziantepspor, Beşiktaş’ı hem kanatlardan, hem de savunma kalabalığı ile ortadan kurduğu baskı ile işlemez bir makine haline dönüştürdü. Savunmanın ötesinde topu kaptıklarında hızla hücum oyununa yöneldiler. Julio Sezar’ın kale ağzından kaçırdığı iki mutlak golün dışında Serdar Kurtuluş’un uzaktan direği ve Rüştü’nün parmaklarını bulan vuruşu da aradaki etkinlik farkını gösteriyordu.
Hiçbiri işe yaramıyor
Beşiktaş’ın pasif ve şaşkın oyunu, zaman zaman korkaklığı da beraberinde getirdi. Öyle ki, rakip ceza alanı dışında topla buluşan hücumcular, ileri hamle yerine oyunu orta alana, daha da gerilere savunmadaki arkadaşlarına, hatta Rüştü’ye döndürdüler. Fazladan bir beceri göstermemesine rağmen Ernst takımın hücum-savunma hatları arasında iletişim kuran tek oyuncuydu. Beşiktaş orta alanda o kadar büyük boşluklar bıraktı ki Gaziantepsporlular istese at binip polo da oynayabilirlerdi.
Oyunun sonlarına doğru Nobre’nin girdiği yüzde bin gol pozisyonunda meşin yuvarlağı dışarı atması, artık golle ilgili her şeyi unuttuğunu ve bittiğini gösterdi bize. Beşiktaş’ın zirevede yeri olmadığını ve olamayacağını da!
Galatasaray’ı eleştirenler, yönetimin takımda santrfor bırakmamasını doladılar dillerine. Arkadaşlar bir de Beşiktaş’a baksınlar. Golcünün de santrforun da hücumcunun da bini bir paraya... Ama hiçbiri işe yaramıyor, ne haber!