02 Ekim 2014, Perşembe


Serbest Vuruş

Uzay Gökerman

Serbest Vuruş

Tüm Yazıları
Milliyet Yazarı
 

Mehmet Baransu gazeteciliğine katkı

18 Ağustos 2011

Dün akşam bir arkadaşımın sohbet sırasında aktardığı küçük ancak anlamlı bir bahsi anlatarak başlamak istiyorum.

Bundan önceki Papa New York’a ayak basmış, henüz toprağı dahi öpemeden bir gazetecinin kendisine yönelttiği bir soruyla karşılaşmış:

“New York’taki genelevlerin varlığını sürdürmesi ve kapatılması hakkında ne düşünüyorsunuz?”

Papa şaşkınlıkla soruya soruyla karşılık vermiş.

“New York’ta genelev var mı?”

Ertesi gün gazetecinin çalıştığı gazetesinin başlığı:

“Papa uçaktan iner inmez New York’ta genelev var mı?” diye sordu.

Bugün ülkemizde (haksızlık etmeyelim belki de dünyamızda) böyle bir gazetecilik anlayışı var. Bu giderek yerleştirilmeye çalışılıyor.

Peki...

Mehmet Baransu, bundan birkaç gün önce Twitter’da kendisine gelen bir mesajı paylaştı. Açıkçası yazılanlar çok ağır beddua niteliğindeydi, burada tekrarlamayı uygun görmüyorum.

Bir kişi diğerine böylesine bir şey söylüyorsa oturup uzun uzun düşünmesi gerektiğine inanıyorum.

Düşünür mü? Bilmiyorum. Ancak ben kendisinin yerine biraz kafa yoracağım.

Sn. Baransu son twitter mesajında şöyle bir yorum yapmış:

Şike soruşturması bana şunu gösterdi. Bazı taraftarların kutsalına, dinine, peygamberine laf edebilirsin takımına asla, Maalesef durum bu.”

Bu ülkede siyasetle uğraşan liderler futboldan ve taraf olmaktan özenle kaçındılar.

Ne zaman değişti?

Özal’la başlayan liberalizm süreciyle, dört eğilimi birleştirme esprisinden hareketle ailesinin her ferdinin ayrı bir takımı tuttuğunu öğrendik. Bu süreçte özellikle Semra Hanımın aktiviteleri rahatsız edici boyuta ulaştı.

Sonra Mesut Yılmaz bu topa girdi. Bugün hala o yıllar konuşuluyor.

Taraftarlık psikolojisi dünyanın anlamaya çalıştığı hatta üniversitelerde araştırma konusu olarak incelediği bir fenomendir. Bugün bir takım taraftarını kendisiyle ilgili özlük haklarına ait bir konuda harekete geçiremezsiniz ancak tuttuğu takımı için yollara dökebilirsiniz. Türkiye’de son 45 günde olan ve içinde herkesimi barındıran protesto organizasyonları bunun çok iyi örneğidir. Zaten bu etkinin yarattığı güç nedeniyle futbol dünyada çok farklı bir yerdedir.

Özel bir statüsü hatta hukuku vardır, buraya geleceğiz.

Çok büyük bir holding sahibinin kendi işyerinde çalıştırdığı farklı bir takımı tutan çaycısı ile kıyasıya tartışabildiği yegâne demokratik ve eşit platform ilginçtir, futboldur. Hiçbir zaman bir şey ispat etme zorunda hissetmeyen patron takımı ile ilgili olan (bir) konuda çaycısına uzun uzun (takımının) haklılığını anlatma ihtiyacı hisseder. Yine ilginçtir; kaybettiği bir derbi maçı sonrasında aynı holding patronu çaycısı ile karşılaşmaktan özenle kaçınma hissi duyar. Diğeri de patronuna bir laf çakma arzusu…

Bu durumu sosyolojinin hangi teorisiyle açıklarsınız, karşılığı da var mıdır bilmiyorum.

3 Temmuz günü Mehmet Baransu bu tutkunun veya ilişkinin içine gazetecilik yapıyorum yaklaşımıyla girdi.

Daha henüz hiç kimse durumu anlamamışken kendisi bütün bilinmeyen soruların cevabını bilen özel bir kişi gibi ortaya çıktı ve operasyon hakkında bilgiler sundu.

Üstelik bütün bu bilgileri nereden aldığı sorusuna da “işini bilen gazetecilik” cevabını verdi.

Ancak gazetecilik çizgisini muhabirlikle karar veren hâkim rolü arasında çok fazla karıştırdı.

Haberciliğine hiçbir şey söylemek mümkün değildir. Birkaç defa yazdım, bizim bilgiye ulaşamadığımız bir yerde, bizden birinin bu bilgiye sahip olup, paylaşması eleştirilecek bir konu değildir. Kendisini ayrıca kutluyorum.

Yalnız gazeteci hükmü veren kişi konumuna geçtiği andan itibaren görev yerini terk etmiş olur.

Avukat bir arkadaşımdan aldığım bir hukuk ilkesini burada paylaşmak istiyorum.

“Ceza davalarında sanık lehine %1 bile kuşku varsa, bu sanık lehine kullanılır. Burada hâkimin kanaati aranmaz, yasada tarif edilen suçun %100 işlendiği kesin midir, sorusunun cevabını vermesi beklenir.”

Orta böylesine temel bir hukuk ilkesi varken ortaya çıkıp kamuoyuna suçlu tarifinde bulunmak gazetecinin ne işidir, ne de haddidir.

Gazeteci ne zaman hüküm sahibi olur?

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayan gerçek bir gazetecinin görevi elbette o bilgiye ulaşmaktır. Birbirine bağlı bu iki cümlenin birincisi Türkiye’nin çok önemli araştırmacı gazetecisine aittir. 1993’te katledildiği güne kadar hep bilginin peşinde koşmuştur. Sahip olduğu bilgi ve haberin büyük bir kısmını mahkemelerden, tutnaklardan toplamıştır. Kesin fikre ancak mahkemenin yargılama sürecini tamamlamasından ve hâkimin kararını vermesinden sonra ulaşmış, bütün bu bilgileri bir araya getirerek karanlıkta kalan birçok olayı aydınlatmıştır. Öldürülmüş olması da bu anlamda ne kadar etkili bir kişi olduğunun kanıtıdır.

Bir belge delil niteliği bile kazanmadan nasıl şüpheli bir kişiyi sanık ve suçlu yapar, bunun cevabını çok merak ediyorum.

İşte o zaman gazeteci Papa’nın sorusunu manşete taşıyan kişiye dönüşüyor.

Bir takım bilgilere ulaşmış olmanız size belki bir ayrıcalık kazandırır ancak haklılık vermez.

Ceza hukukuyla futbol federasyonunun disiplin hukuku aynı şey değildir.

Okuyucularımızla bu vesileyle yine bu konudaki temel hukuk ayrımı ile ilgili yasa maddesini paylaşmak istiyorum.

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.”

Bir gazeteci ülkesinin gerçeklerine yabancı olamaz. O gerçekleri değiştirmek gibi kendisine bir misyon yükleyebilir ancak verili koşulların belirleyiciliğini göz önünde bulundurmak durumundadır.

Kendisi zaman zaman aksini iddia etse de Mehmet Baransu’nun futbolun dünyadaki ve Türkiye’deki yerini ve önemini anlamadığı ortadadır ki son mesajında bunu kabul etmektedir.

Futbolun bu kadar önemsendiği yerde de “batarsa batsın umurumda değil” tavrı da elbette kabul görmez.

Bir taraftarın takımıyla kurduğu duygusal ilişki aşktan öte bir yerdedir. Bu “şampiyon olalım da nasıl olursa olsun” anlayışıyla tariflendirilemez.

Ayrıca bu düşüncenin sadece Fenerbahçe taraftarıyla birleştirilmesi de ayrımcı, ırkçı bir fikrin ürünü olabilir.

Bugüne kadar futbolun kitleler üzerinde böylesine etkili ve tutkulu bir hal alması karşısında ne yaptınız da bugün çıkıp o taraftarı eleştiriyorsunuz diye adama sorarlar.

Çünkü ben de taraftarlıktan kaynaklanan o akıl tutulması halini anlamıyorum, kabul etmiyorum.

Ülkenin ve söz konusu soruşturmanın nesnesi olan gerçeklere yabancı olmak, hukukun temel dayanaklarını bilmemek ya da önemsememek veya görmezden gelmek, bilgi ya da haberi doğrudan saf haliyle vermek yerine haberden yargı üretmek çok önemli gazetecilik eksikliklerdir.

Elbette okuyucunun ve taraftarın burada ne tür gazeteciliği tercih edeceği çok önemlidir.

http://twitter.com/uzaygokerman

uzaygokerman@gmail.com

Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
©Copyright 2011