Bu hafta benim için izlemesi en keyifli maç İnönü’deki Beşiktaş-Antalya müsabakası oldu. Çünkü 90 dakika boyunca biz tahmin ettik, Schuster yanılttı; biz bir açıdan düşündük, Alman Hoca başka bir açı ortaya koydu. Futbolda maç öncesi konuşulanlarla, müsabaka sonrası konuşulanların birbirinden ne kadar farklı olabileceğinin kanıtı gibiydi cumartesi akşamı...
1) DizilişAslında her şey 18:15 sularında başladı. Lig TV muhabiri Atakan Kurt, Beşiktaş’ın sahaya 4-3-1-2 benzeri bir düzenle çıkacağını, ileride Bobo-Quaresma ikilisinin oynayacağını söylediğinde biz yanılmaya başladık. Hemen hepimiz Quaresma’nın solda, Tabata’nın sağda oynayacağını, Schuster’in 4-3-3 benzeri bir formasyon kullanacağını tahmin ettik, ama yanıldık. Atakan haklıydı, Beşiktaş sahaya çift santrfor ve arkasında Tabata ile çıktı.
2) İkinci Belediye kazası
Düdük çalıp Beşiktaş on biri sahaya yayılınca bu kez formasyonu beğenmedik, hele de karşında Türkiye’nin en akıllı/hızlı kontr atağa çıkan takımı Antalya varken kanatsız oynamak büyük bir risk diye düşündük. Çünkü Beşiktaş korner ya da duran top kullandığında Sammy topu alacak, hızla sol çizgideki Tita’ya veya sağdaki Necati’ye atacak, Antalya Beşiktaş’ı eksik yakalayacaktı. Aynen İstanbul Belediye gibi...
O da olmadı. Sağda en az Tita kadar zeki olan Hilbert Brezilyalı’ya sezonun en etkisiz gününü yaşattı. Solda da Necati sandığımızdan fazla “üzül”dü. Üstelik sağ iç Necip’le sol iç Ernst de beklere yardımlarıyla çizgilere kâbus yaşattılar.
3) Kanatsız değil Hilbert’li
Beşiktaş’ın bu dizilişiyle kanatları iyi kullanamayacağını düşünenler de kısmen yanıldı, çünkü sağ açık için zaman zaman yetersiz olduğunu düşündüğümüz Hilbert’in yetenekleri, sağ bek için fazla geldi. Alman oyuncu çizgisini ofansif olarak da harika kullandı, birinci golde de en az Ernst kadar katkısı olduğunun altını çizmek lazım...
Belki de Schuster, Quaresma-Tabata’yı kanatta kullanmama kararını alırken Hilbert’in bu katkısını da öngördü.
4) Şu rotasyon meselesi
Beşiktaş’ın 13 resmi maça 13 farklı on birle çıkması kamuoyunda yüksek sesle eleştiriliyordu, ama Schuster’in belli ki takımı döndürmekten vazgeçmeye niyeti yok. Beşiktaş’ın hedeflerden kopmaması, yani en azından Avrupa Ligi’nde çeyrek, Türkiye Kupası’nda yarı final oynaması demek, sezon sonuna kadar 60 resmi maç yapması demek... (Ne kadar birinci-ikinci kaleci tanımını net olarak yapmamasını anlayamasam da) Alman Hoca’nın 20-22 oyuncusundan 40’ar maç verim almak gibi bir niyeti olduğu ortada...
Yalnız Schuster bu maçla gösterdi ki sadece oyuncularını döndürmeyecek, zaman zaman sistemini de evirecek. Bu yöntem başarıyla işlerse de Beşiktaş, rakipleri açısından tahmin edilmesi, önlem alınması en güç takım olacak galiba...
5) Bağımsız değişkenler
Bir futbol maçının bizi bu denli yanıltmasının tek sebebi de sadece bizim kısıtlı zekâmız değil. Biraz da futbolun tahmin edilemezliği... Bir basketbol maçını izlemeyip karşılaşmanın sonunda kadrolarla istatistik kağıdını elinize alsanız, o müsabakanın aşağı yukarı nasıl geçtiğini, kazananın neden kazanıp, kaybedenin nerede eksik kaldığını anlayabilirsiniz... Oysa futbol böyle değil ki... Basketbol bağımlı değişkenlerin oyunuyken, futbol bağımsız değişkenler sporu... Basketbolda 4 kısayla oynarsanız iyi top çevireceğinizi, çok top çalacağınızı ama ribauntlarda eksik kalacağınızı aşağı yukarı bilirsiniz. Ama futbolda bazen kanatsız çıkıp çizgileri olağanüstü kullanır; 10 savunmacıyla 3 gol atıp, 10 hücumcuyla pozisyon üretemeyebilirsiniz...
Schuster bizi fena halde yanılttı. Hatta belki Beşiktaş’ın bu hali Schuster’i bile yanılttı! Ama futbol böyle bir spor... Schuster de futbolu güzel oynatmaya çalışan bir hoca... Ve galiba Beşiktaş’ın en güzel tarafı da bu...
Hiddink ve Capello
Guus Hiddink bu sezon Türkiye’de 6 maç izlemiş: Beşi İstanbul’da (FB-Young Boys, BJK-Plzen, FB-Manisa, GS-Antep, Bursa-TS), biri de Bursa’da (Bursa-Valencia)... Yani Hiddink Türkiye’de maç seyretmek için henüz uçağa binmemiş, Süper Lig’deki 18 takımın 11’ini de yerinde hiç izlememiş.
Oysa Hiddink’in İngiltere’deki meslektaşı Capello, Premier Lig’i iki yıldır yerinde takip etmesine, görevi de 2012’de bırakacak olmasına rağmen bu hafta sonu Wolverhampton-Aston Villa maçında tribündeydi. İtalyan Hoca büyük maçları zaten sürekli yerinde izliyor, ama onu bu sezon Blackpool-Fulham müsabakasında bile tribünde gördüğümü hatırlıyorum.
Sanki bir yerlerde bir eksiklik var ve umarım onu konuşmayı Almanya maçı sonrasına bırakmayız.
Oturduğu yerden para kazanan adamSergen Yalçın, 2003-2004 sezonunda Adanaspor’a karşı attığı golle “oturduğu yerden para kazanıyor” iddialarını doğrulamış ve dört büyüklerin tamamında kendisine forvetin hemen arkasında oturulacak yer tahsis edilmişti.
O olağan dışı golden 6 sene sonra nihayet sahada oturmasından hiç rahatsız olmadığımız, bilakis mutluluk duyduğumuz bir başka adam Süper Lig’de oynuyor: Milan Baros...
Ve bu adama da oturduğu yerden para kazanmak çok yakışıyor.