24 Mayıs 2012, Perşembe


AVRUPA LİGLERİ

Sürekteki yeni av: Abdullah Avcı

Abdullah Hoca, İstanbul Büyükşehir Belediyespor gibi sakin, iddiasız, sorunsuz, kavgasız, taraftarsız ama istikrarlı bir kulüpte hayatının belki de en huzurlu yolculuğuna çıktı.
Orada bildiklerini, inandıklarını sahaya taşıma fırsatı buldu. Manchester United’da Alex Ferguson’un yaptığı gibi ikinci sınıf oyunculardan birinci sınıf takım inşa etti.
Düşüncelerini, felsefesini herkesle açıkça, dürüst bir samimiyetle paylaştı. Kimse ile polemiğe girmeden, bir iktidar savaşına ya da kavgaya da tutuşmadan İBB’yi ligin en iyi ekiplerinden birine dönüştürdü. Yaptığı işle herkesin saygısını ve takdirini kazandı.
Benim açımdan en çarpıcı mesajı, 10 numaralarla ilgili yorumuydu. Lig TV’de Oğuz’la (Tongsir) konuğumuzdu. Bıçak gibi keskin bir laf attı ortaya:
“- Dünya futbolu değişiyor. Artık forvet arkası oynayan 10 numaraların zamanı geçti. O yüzden Alex’lerle, Lincoln’lerle, Delgado’larla çözüm ve başarı aramaktan vazgeçmeli, takımlarımızın tümüne yüksek tempolu futbol oynatmalıyız!”
Avcı’nın sözlerinin üzerinden bir iki hafta anca geçmişti... 10 numaraların 10 numarası Barcelonalı Ronaldinho, Frank Rijkaard’ın gözünden düşmeye başladı.
Nuri Şahin de Dünya dördüncüsü U 17 takımında prenslerin içinden veliahtlığa yükseldi koşar adım. Büyükşehir’in Avcı’ya yaptığını, Borussia Dortmund Nuri’ye yaptı. 16 yaş 334 günlükken Bundesliga’da forma giyen en genç oyuncu unvanıyla onurlandırdı Nuri’yi... Sonra kaptanlığı ve liderliği verdi... Oradan da Real Madrid’e kanat açtı Nuri.
Abdullah Avcı ile Nuri Şahin, nihayet çok güzel bir yerde yeniden buluştular...

Milli Takım’da!..
Avcı’nın Milli Takım teknik direktörlüğüne getirilmesi, her şeyden önce Nuri’nin bayrak formanın kenarındaki değil, içindeki adam konumuna gelmesini sağlayacaktır. Bugüne kadar sakatlık, oyun düzeni ya da farklı tercihlerle bir türlü rutine dönüşmeyen ilişki mutlaka daha tutarlı bir sürece dönüşecektir. Buna inanıyorum.
Abdullah Hoca’nın Milli Takım’a gelişi biraz Fatih Terim’i andırsa da arada farklılıklar var.
Abdullah Avcı, Milli Takım’da Piontek-Terim örneğindeki gibi bir kalfalık sürecinden geçmedi. Terim’in bir Akdeniz Oyunları şampiyonluğu var. Avcı’nın da Avrupa Şampiyonluğu, Dünya dördüncülüğü...

İkisi de hamdılar, piştiler, yandılar!.
Ne var ki, U 17’nin başında yaşadığı maceranın dışında, Avrupa Kupaları’nda 1 tane maçı bile yok Abdullah Avcı’nın.
Milli Takım’da hiç oynamadı. Kulüp takımlarında da uluslararası deneyimi olmadı.
Ama yine de en az malzeme ile en iyi yemeği pişiren bir aşçı oldu O!
Milli Takım, futbolumuzun en büyük av alanıdır. Federasyon ve kulüp yöneticileri, meslektaşları ve medya, önce tek atışlarla vurmaya çalışırlar teknik direktörü... Sonra hepsi birleşir ve müthiş bir sürek avına dönüşür oyun...
Bu zor oyunda peşine düşülen yeni avın Avcı olması biraz ironik gelmiyor mu size?
Abdullah Hoca’ya başarılar diliyorum.

 

Vicdan, vicdan, vicdan
Çarşı’nın tüm delikanlılarını kutlarım.
Van’ı ısıtan yürekli davranışları, tertemiz ve insanca duruşları için.
Gerçekten güneşi yolladılar oradaki depremzede kardeşlerimize...
Helal olsun!
Ama aynı maçta, aynı soyunan grubun önünde Eboue’ye yapılanlar ne ?
Su şişesi, çakmak, vesaire, vesaire...
Bir yandan insanlık için soyunuyorsun, bir yandan insanı utandıran ayıplar sergiliyorsun...
Oldu mu şimdi arkadaşlar? Bu nasıl vicdan!
Eboue’nin çaresiz çırpınışlarını, korkularını ne yapacağız?
O görüntülerden sonra bir de ırkçılık yaftasını takarlarsa boynumuza yandık...
Soyunmakla da çıkaramayız.
 

 

Tek partili futbol iktidarı
Ne kadar demokratiktir, sportif açıdan ne kadar yararlıdır, takdirlerinize bırakırım.
Ama ortadaki gerçek şu:
Türkiye’de futbolu Kulüpler Birliği iktidarı yönetiyor.
Kulüpler Birliği yabancı kontenjanı konusunda +2 formüllerini buldu, federasyona önerdi, kabul edildi...
Kulüpler Birliği, yayın ihalesinde ağırlığını ortaya koydu, pazarın tavanı milyar dolara yükseldi.
Kulüpler Birliği ne diyorsa o. Ne istiyorsa o!
Son olarak Dört Büyük Başkan bir araya gelip derbilerde rakip taraftarlara kapının kapanmasını uygun gördüler...
Türkiye’de insanların maç seyretme haklarını engellemek istediler.
Bu istekleri, TFF tarafından aynen onaylandı, karara dönüştü.
Şimdi ben buna tek partili futbol iktidarı demem de, ne derim!
Bu ana statü, bu federasyon yapısı, bu delegasyon değişmedikçe bu iktidar da değişmez...
Kulüpler Birliği iktidarının bizi nereye getirdiği de hepimizin malumudur.
Şimdiii...
Temelden yapısal sorunları bir yana bırakalım da güncele bakalım:
Bu taraftar yasağı acilen gündemden kalkmalıdır. Sezon sonunu, play off’ları filan beklemeden.
Derhal!.. Hemen! 

 

TFF’de denge hesapları
Guus Hiddink’le ayrılma/kopma sürecinde kimsenin üzerinde durmadığı dramatik tabloya dikkatinizi çekerim.
Hollandalı’nın gidişi tartışılırken, hiç kimse Oğuz Çetin adını tartışmadı.
Oysa Piontek ayrılırken, yardımcısı Fatih Terim göreve getirilmişti.
Sonradan öğrendim ki Oğuz Çetin de böyle bir “muavin/vekil/ veliaht/ikinci adam” pozisyonunu zaten hiç benimsememiş.
Mesele sadece Hiddink’in gidişi, Avcı’nın gelişiyle de kapanmış olmuyor şimdi.
Oğuz Çetin’in federasyonla ilişkisi devam ediyor.
Öğrendiğime göre Oğuz Hoca, yeniden milli takım yapılanması içinde kimsenin üstüne çıkmak, alt kadrosuna girmek heveslisi değil.
Milli Takımlar ile futbolun geliştirilmesi konusunda yatay bir entegrasyon düşünülüyor. Oğuz Çetin bu anlamda teknik ve idari konularda kurumsal koordinatörlüğe getirilebilir.
Öte yandan Okan Buruk’un da “çok iyi koordinatörlük” özelliğinin yanı sıra şimdi “çok iyi antrenörlük” meziyetleri keşfedilmiş durumda... Bazıları Okan Buruk’un bu “çok iyi” özelliklerinin en iyisinin “çok iyi ilişkiler” olduğunu söylüyor. Elimde terazi yok, ölçemedim.
Milli Takım’da Galatasaray ağırlığının gözle görülür bir hal almasından sonra Fenerbahçeli Başkan Aydınlar’ın sisteme ve yapılanmaya Fenerbahçeli birini katarak dengeyi sağlayabileceği de konuşuluyor.
O Fenerbahçeli, Oğuz Hoca olabilir.
 

Reklamlar & Kişisel Ürünler
©Copyright 2011